İnanç, ahlak, vicdan…

Yirminci yüzyıl Avrupa fikir hayatının en büyük temsilcilerinden İspanyol şair ve yazar Miguel de Unamuno, 1864’te Bilbao’da doğdu, 1880-1884 yıllarında Madrid’de felsefe ve edebiyat öğrenimi gördü, 1891’de Salamanca Üniversitesi’ne Yunan-Latin edebiyatı profesörü oldu, 1901-1914 yıllarında aynı üniversitenin rektörü olarak görev yaptı. Diktatör Primo de Rivera’nın hükümet darbesi sırasında (1923) siyasi mücadeleye atılarak diktatöre karşı çıktığı için profesörlükten atılıp tutuklandı, 1924’te 60 yaşındaydı, Kuzeybatı Afrika kıyılarına yakın Kanarya Takımadaları’ndan Fuerteventura’ya sürüldü. Özgürlüğüne kavuşunca Fransa’ya, İspanya sınırındaki Hendaye’ye yerleşerek diktatörün düşmesini bekledi; 1930’da beklediği gerçekleşince İspanya’ya döndü. 1931-1934 yıllarında Salamanca Üniversitesi’nde İspanyol dili tarihi profesörlüğü ve 1936’ya kadar da rektörlük yaptı. 31 Aralık 1936’da 72 yaşında Salamanca’da öldü; “ardında dev bir eserler yığını bırakmıştı. Bu yığın, büyüklüğü ve yoğunluğundan başka zenginliğiyle de dikkat çekiyordu… İşlediği konular ve türlerden öte özgünlüğü de çarpıcıydı…”

DAHA AZ DİN, DAHA FAZLA AHLAK
Don Manuel’in ya da Ermiş Manuel’in Katolik Kilisesi tarafından aziz ilan edilmesi beklenirken başlıyor anlatmaya Angela Carballino. Şimdi 50’li yaşlarını geçmiş, hatıralarıyla baş başa kalmış bir rahibe. Çok uzak bir zamanı, sisli anıları canlandırmaya çalışacak: “Ve ben neyin gerçek neyin yalan olduğunu bilmiyorum. Neyi gerçekten gördüğümü neyin yalnız hayalini kurduğumu, neyi bildiğimi, neye inandığımı bilmiyorum. (…) Burada anlattığım şey gerçekten oldu mu ve gerçekten de anlattığım gibi mi oldu? Aslında böyle şeyler olmaz mı? Peki ya bütün bunlar başka bir düş içinde düşlenmiş bir düşten daha fazlasıysa?”

Angela’nın anıları ya da düşledikleri 10 yaşında küçük bir kızken, Don Manuel ile ilk karşılaştıkları günlerde başlıyor: “Sevgili Azizimiz o zamanlar 37 yaşlarında olmalıydı. (…) Din adamı olmak istiyordu. Din eğitiminde zekâsı ve yeteneğiyle dikkat çekmiş olsa da din adamlığında yükselme tekliflerini geri çevirmişti. (…) Tüm yaşamını bitmiş evliliklere arabuluculuk yapmaya, evlatları babalarına, babaları evlatlarına kavuşturmaya, acı içinde olanları teselli etmeye ve insanların bu dünyadan huzur içinde ayrılmalarına adamıştı. (…) “Önemli olan şey” derdi hep, “insanların mutlu olması, herkesin yaşadığı için mutlu olması. Yaşamdan zevk almak her şeyin önünde gelir. Tanrı istemeden hiç kimse ölmeyi istememelidir.”
Angelo büyüyüp köyün manastırında Aziz Manuel’in yardımcısı olma onuruna eriştiğinde, Amerika’dan dönüp gelen abisi Lazaro sayesinde bu iyiliksever adamın sırrına vâkıf olacaktır.
Lazaro, Yeni Dünya’dan hatırı sayılır bir servet ve din/düzen karşıtı ilerici fikirler biriktirerek dönmüştür. Kiliseye gitmez, Manuel’e inanmaz, feodal düzen artığı her şeye karşı olduğunu ilan ederek dolaşır köylerinde. Ahali Don Manuel ile Lazaro arasındaki kaçınılmaz bir ‘düello’yu beklemektedir. Ne var ki bu iki adamın karşılaşması büyük bir dostluğun temellerini atacaktır. Zira Don Manuel içini açmış, onu yakan sırrını paylaşmış, Lazaro’ya izlemesi gereken yolu göstermiştir: “Daha az din bilgisi, daha fazla ahlak bilgisi, tamam mı? İnanç, ahlak, vicdan.”

ÖLÜMLE BAŞ ETMEK İÇİN…
Kısa bir romana o yıllarda kendisini uğraştıran edebi, insani meseleleri sığdırmış ve tartışmaya açmış Unamuno. Öncelikle romanın kurgusunun çok yenilikçi olduğunu söylemek gerekir. Aslında ‘Sis’te ve ‘Tula Teyze’de de başvurduğu bir kurgu; romanın Angela Carballino’nun el yazmalarından oluşturulduğunu söyleyerek kendisi aradan çekiliyor. Unamuno, günümüzde üst kurmaca olarak nitelendirilen bu tekniği ustası Cervantes’ten, sık sık gönderme yaptığı ‘Don Kişot’tan ödünç almış ve geliştirmişti.
Unamuno, diğer romanlarında da benzer arayışlarla, yenilikçi anlatım teknikleri geliştirerek gerçeklikle kurmaca arasındaki çizgiyi hem muğlaklaştırmaya hem de gerçekliğin kurmacalığına dikkat çekmeye çalışır. Aynı gerçekliği farklı bakış açılarıyla yansıtır, roman kahramanlarını yazar olarak sunar, romanı kendi romanının yazılmasının romanına çevirir. Kısacası, 20. yüzyıl sonlarından günümüze, özellikle postmodern edebiyatın sevilen oyuncaklı hikâye etme biçimlerinin ilk yetkin örneklerini vermiştir.

Unomuno’nun anlatım arayışları sadece edebiyatın içinde değerlendirilemez. Onun biçimde somutlanan arayışı felsefi tartışmalara açılmasına zemin hazırlar. Beylik bir ifadeyle Unamuno romanlarında biçim ve öz iç içe geçmiştir. Öyle ki ‘Bir Roman Nasıl Yazılır’ kitabını değerlendirdiği bir yazısında şöyle diyecektir: “Bu kitap nasıl romancı olunduğunu değil, nasıl adam olunduğunu anlatıyor!”
Giriş cümlesinde mekânın tiyatro dekoruna yakışır güzelliğinden söz etmiştim. Ancak bu güzelliği ya da karakterlerin fiziksel özelliklerini okuyucuya aktarma gayreti yoktur. Tasvirlerden kaçınmasını bir başka yazardan -Portekizli yazar Francisco Manuel de Melo’dan- alıntılayarak açıklar: “O insanların ne hissettiklerini göstermek istedim; yoksa yünden, ipekten, deriden giysileri beni ilgilendirmiyordu.”
Buna karşılık Unamuno’nun karakterleri uzun diyaloglara girer, duygu ve düşüncelerini canlı diyaloglarla dile getirirler. Yazarın sergilemek istediği bireylarin hayat, ölüm, görev, sorumluluk, varoluş gibi meseleleri nasıl içselleştirdikleri ve iç dünyalarında ne türden dramlar yaşadıklarıdır. Didaktik bir yaklaşım sanılmasın; Unamuno önce kendi dramını keşfetmenin peşindedir. En büyük dram ölümdür.

‘Aziz Don Manuel’ romanının kahramanı ile Unamuno’nun arayışları çok benzer. Sadece ölüm ya da inanç anlamında değil, Aziz Manuel’in -ve Unamuno’nun- asıl meselesi, kim olduğumuzun, ne yaptığımızın, neye inandığımızın farkına varmaktır. Bu bir anlam arayışıdır. ‘Aziz Don Manuel’i kaleme aldığı yıllarda Unamuno’nun ruhsal ve düşünsel bir kriz içerisinde olduğunu, kişisel krizi ile İspanya’nın siyasi ve toplumsal krizini ilişkilendirdiğini dikkate aldığımızda, Aziz Manuel’in inanmadığı halde insanları inanmaya davet edişi daha anlaşılır hale gelecektir. Zira Unamuno, İspanya’nın en temel sorununu hayal kurabilme (umut) eksikliğinde görmüş, insanları ayakta tutanın umutları ve hayalleri olduğunu savunmuştur. Ama çelişkiler yumağıdır Unamuno. Boş bir inanca bağlanmanın fayda sağlamayacağının farkındadır. Nitekim romanın önsözünü yazarken bir hatırlatma yapmaktan kendini alamayacaktır:
“Hayat ile geçilebilecek en büyük dalga, bir hayalperest değil de bir kuşkuperest olmaktır. Bir gerçeği bir kuşkuperestin ortaya koyduğu gibi kimse ortaya koyamaz, tabii buna gerçekten inanmıyor ise. Eğer bir yalancı olsaydı onun alayı kendine ait olurdu ama eğer bir kuşkuperest ise ortaya koyduğu şeye inanabilmek isterdi. Çünkü onun alayı tamamen tarafsız olurdu, tüm dünyanın dinleyebildiği, her şeyi açığa çıkaran bir doktrin ortaya koymuş olurdu. Eğer bir adam deli olduğunu tüm dünyadan saklayabilirse herkesi deliye çevirebilir.”

İnanç, ahlak, vicdan...AZİZ DON MANUEL
Miguel de Unamuno
Çeviren: Zeynep Öztekin Yıldırım
Ayrıntı Yayınları, 2021
96 sayfa, 10 TL.

SIRADAKİ HABER

Soundgarden’ın tarihi belli oldu

Kendine Has Babylon Soundgarden bu yıl 27 Nisan Cumartesi günü Yapı Kredi bomontiada’da 3 farklı sahneyle müzikseverlerle buluşacak.