Şiirin yaşamı

‘Dostluk nasıl bakar?’ diye sorulsa, ‘Ali gibi bakar, Ali’nin gözleriyle bakar’, derdim. Sıcak yüzünü de düşünür, gülümserdim. Dostluğu bunca sıcak olan birinin sözleri de sıcak olur. Ali Cengizkan’ın şiiri de nerdeyse 50 yıldır sıcaklığını koruyor. Öyle ki, hemen tüm derslerde, atölyelerde mutlaka okuttuğum ‘Solfasol Otobüsü’, ‘Haydarpaşa Burası’, ‘Senlere’, ‘Taş da Çürür’ ve en çok sevdiğim ‘Dayım Gül Takardı Gömleğinin Yakasına’ şiirlerinden hemen şurada dizeler okumaya başlarım.
Varlığı da şiir olan insanlar vardır, gençliğim orası olduğu için mi, arkadaşım şairlerle beraber büyüdüğüm için mi bilmem, o şairler de en çok Ankara’da bulunurdu. Hemen hepsi de ‘Gelmiş Bulunduk’ iddiasızlığında şairlerdir ki, onlarla aynı zamanlarda Ankara’da bulunmak bile şiire sayılır.

Şiirin yaşamı

Varlığı da şiir olanlardan Ali Cengizkan, çok kıymetli bir mimar ve hoca. Çok iyi tasarlayıp kurduğu az sayıda şiir kitabı yayımladı, çeviriler yaptı, şiir üzerine de bir kitap yazdı; ‘Şiir ve Yaşam’ (Islık Yayınları). İlk baskısından 25 yıl sonra nerdeyse iki katı genişlemiş olan kitapta, özellikle, 1983’te Yarın dergisinde çıkan yazılar ilginç ve şaşırtıcı hâlâ. Şairin ‘Küçük A.’ olarak katıldığı çok sevimli tartışmalardı bunlar.
80 Şiiri’nin unutulmaz buluşmalarından olan ve reklamcılığa yeni başlamış olduğum için katılamadığım 1984 Marmara Adası günlerinden anılar ve genç fotoğraflar da içimi burktu. Ahmet Erhan da orda, Adnan Azar da Seyhan Erözçelik de. Gençlik gibi şiir var mı, her arkadaş da onun en güzel dizesi işte.
Ali’nin İlhan Berk’le Bodrum’da yaptığı şiir, beden, yapı odaklı 40 sayfalık konuşma bile tek başına kitabı çok değerli kılıyor. Şiirimizde, 2 Temmuz 93 katliamıyla birlikte ‘Sivas’tan Önce/ Sivas’tan Sonra’ belirleyici oldu. İslamcı şairlerin çoğu ‘hâlâ mı?’ diye kızabilir ama sonrasının daha da yakıcı, karanlık ve kötü olduğunu kimse inkâr edemez! En yakın arkadaşımız Behçet Aysan’ın, en sevgili şair ağabeyimiz Metin Altıok’un yakıldığı Madımak katliamı, Al Cengizkan’da da hem yazı hem şiir olarak karşılığını buluyor.
‘Şiir ve Yaşam’, yazı ve şiir, organik ve diyalektik.

‘Karanlığa Kalma’!
Tuğrul Keskin’in kitabının adında (‘Karanlığa Kalma’, Everest) ünlem olmalıydı. Ünlüyor çünkü, çağırıyor, uyarıyor, aydınlatıyor. Karanlığa karşı şiir yazmakla yetinmiyor, “Hızlandır adımlarını, karanlığa kalma/Gölgeler büyüdükçe insan küçülüyor”, yazılarıyla da ışıtmayı sürdürüyor.

Şiirin yaşamı

Şiir gibi yazısı da coşkulu Tuğrul Keskin’in, varlığı coşkulu. Şiirindeki samimiyet neyse yazısındaki de o, kendisindeki de. Aydınlanmanın şairi. Şiiri bir eylem alanı, yazısı deniz feneri. Birbirini bütünleyen, sözün sağlamasını yapan ve iyi günde kötü günde yılmadan, bazen tekrar pahasına bildiğini söyleyen.
Tıpkı şiirlerine kitap olarak çalışırken seçtiği isyancılar gibi, itiraz edenler gibi, yazılarında sözünü ettiği şairler de aynı soydan. Seyyid Nesimi, Nâzım Hikmet, Tevfik Fikret, Sabahattin Ali, Enver Gökçe, Ahmet Telli…
Elbette hepimiz gibi barıştan yana bir şair Tuğrul. Daha önce hakkında bir konuşma yaptığım kitabı ‘Zito i Epanastatis’in (Yaşasın İsyan) esin kaynağı olan ve Kurtuluş Savaşı’nda Yunan ordusunu isyana çağıran, kurşuna dizilen 117 komünist asker gibi. O da barışın sıra neferi.
Kitap baştan sona bir barış manifestosu, sermaye yanlıları her yerde yurtseverleri ‘barış yanlısı’ oldukları için vatan haini ilan eder, Nâzım Hikmet de ‘vatan hainliğine devam’ eder hâlâ! Barışı savunmak da öyle, Tuğrul da ona devam eder hâlâ!
Bazen ya çok sabırlıyız diye düşünüyorum, ya çok inatçı ya da çok inançlı. Galiba sonuncusu. İnançlı olunca aynı şeyleri, bağımsızlığı, özgürlüğü, Cumhuriyet’i, laikliği, demokrasiyi, insan haklarını, kadın özgürlüğünü, eşitliği savunup durursun, Tuğrul’un bu kitapta saygıyla andığı öncekiler gibi. Bir gün laikliği savunmak zorunda kalacağımıza, Cumhuriyet’in kurucusu Atatürk’ün ‘Nutuk’ kitabının sakıncalı bulunup okullarda dağıtımının yasaklanacağına dünyada inanmazdım!
Tuğrul Keskin’in şiirleri gibi yazıları da ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye ısrarla soruyor. Kaldığımız bu karanlıktan nasıl çıkacağımıza kafa yoruyor ve ‘karanlıktan çıkmak için ya hep beraber ya hep beraber!’ diyor. Diyoruz.

SIRADAKİ HABER

Tarihe ‘sıradan’ bir bakış: Bir Alman’ın Hikâyesi

Sebastian Haffner, İletişim Yayınları’ndan çıkan Bir Alman’ın Hikâyesi adlı kitapta Nazizme ve faşizme dair birinci elden bir tanıklık sunuyor. Sıradan hayatların dağılış sürecini, tam da ‘halkın içinden biri olduğundan dolayı’ titizlikle aktarabilen Haffner, yıkıma dair önemli bir eksiği kapatıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir